Besin duyarlığı (Gıda İntoleransı)

Besin duyarlığı (Gıda İntoleransı), çoğu insan tarafından bilinmeyen çok hassa bir konudur. Kısaca özetlersek; bazı yiyeceklere karşı vücudun gösterdiği tepki, ya da halk diliyle yiyecekleri dokunması diyebiliriz.

Besin duyarlılığı durumunda reaksiyon ancak yemek yendikten sonra 8 saat ile 72 saat arasında gerçekleşebilir. Yani, bugün yediğiniz bir yiyecek size dokunuyorsa etkisi 3 gün sonra görülebilir. Çoğu zaman besin duyarlılığı test yaptırılmadığında bir ömür boyu belirlenemeyebilir Günümüzde besin duyarlılığını tespit eden analiz ve testler mevcuttur. Besin duyarlılıklarına gecikmiş besin alerjisi de denilmektedir. Ülkemizde birçok kişide besin intoleransına bağlı sorunlar olduğu tahmin ediliyor. Besin duyarlılıklarının kronik hastalıkların gelişmesinde de bir etken olduğu bazı araştırmalarla ortaya konulmuş durumda.

Fazla kilolar, yorgunluk, kabızlık ve daha birçok çözümsüz sorunun kaynağı besin duyarlılığı olabilir…

Yiyeceklerin içinde o besine özgü proteinler bulunur bu proteinleri sindiremediğimizde barsaklarımızda duyarlılık yani hassasiyet gelişir. Sindirilemeyen bu proteinler devamlı tüketilmeye devam ettiğinde toksik etki yaratarak vücuda zarar vermeye başlar. Nedeni bilinmeyen bir çok şikayetin duyarlılık testi sonrası uygulanan eliminasyon diyetiyle yok olduğu biliniyor. Uzun süre dengeli diyet yaparak, spor yaparak kilo veremeyen birçok kişinin intolerans gelişen besini hayatından çıkardığında inatçı kilolarından rahatça kurtulduğunu gözlemliyoruz.

Gıda intoleransınız varsa diyetisyene danışın

Gıda intolerans testlerini doktorunuz ya da diyetisyeninizin tavsiyesi ile yaptırabilirsiniz. Ancak sonucu aldıktan sonra mutlaka diyetisyene başvurmalısınız. Çünkü duyarlılığınız olan besinleri tek başınıza hayatınızdan çıkarmak ve rotasyon diyeti uygulamak çok kolay değildir. Üstelik yememeniz gereken besinlerin içerdiği beslenme için gerekli öğeleri bir şekilde vücuda almanız gerekir. Örneğin inek sütüne karşı intoleransınız varsa keçi sütü, soya sütü, koyun veya deve sütü gibi alternatifleri tüketmeniz gerekir. İnek sütünün birçok hazır gıdada bulunduğunu ve nerelerde olabileceğini size anlatacak ve alternatiflerini öğretecek kişi diyetisyeninizdir.

Yemekten sonra yapmamanız gereken alışkanlıklar

Çoğunuzun yemekten sonra birtakım alışkanlıkları vardır. Bunların bir kısmını bilinçsiz bir kısmını da isteyerek, hatta canınız çekerek yaparsınız. Peki bu alışkanlıkların bir çoğunun zararlı olabileceğini hiç düşündünüz mü?

İşte yemekten sonra yapmamanız gerekenler:

1) Sigara içmek
Araştırmalar yemekten sonra içilen tek bir sigaranın 10 taneye bedel olduğu kanıtlıyor. (Kanser riski de doğru orantıda artıyor)

2) Meyve Yemek
Yemekten hemen sonra meyve yemek midenin hava ile dolmasına sebep oluyor. O yüzden meyvenizi yemekten 1-2 saat önce ya da sonra yemelisiniz.

3) Çay içmek
Çay yaprakları yüksek oranda asit içerdiği için yemeklerden aldığımız proteinleri sindirmemizi zorlaşır.

4) Kemer gevşetmek
Yemekten sonra kemer gevşetmek bağırsakların bükülmesine ve bloke olmasına sebep.

5) Yürümek
İnsanlar genellikle yemek yedikten sonra yürümenin ömrü uzattığına inanır. Halbuki bu doğru değil. Yürümek, sindirim sisteminin yediğimiz yemeklerden nütrientleri özümsememesine sebep olur. Yani yediğimiz yemeğin hiçbir anlamı kalmamsına…

6) Banyo yapmak
Banyo yapmak kan akışını ellere, ayaklara doğru çoğaltır ve bu da midenin etrafındaki kan miktarını azaltır. Sonuç olarak, sindirim sistemini zayıflatır.

7) Uyumak
Yemekten hemen sonra uyuduğumuzda, yediklerimizi yeterince sindiremeyiz. Bu da bağırsak iltihaplanmalarına ve mide rahatsızlıklarına sebep olur.

Diyet bozanlar daha çok kilo alıyor

Kadınlar arasında moda olan altın günleri kilo almadaki en büyük nedenlerden birisi. Uzmanlar böyle günlerde hamur işi ve yağlı besinlerden tüketenlerin daha çok kilo aldığına işaret ediyorlar. Genelde bir günle birşey olmaz diyerek diyet bozanlar verdiklerinden çok daha fazlasını farkında olmadan geri alıyor.

Özel Anıt Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Büşra Dülgerler, pazartesi başlayan diyeti salı bırakmanın daha çok kilo alınmasına neden olacağını söyledi.

Diyet ve Beslenme Uzmanı Büşra Dülgerler, düzensiz ve yanlış beslenmenin birçok hastalığa yol açtığını ifade etti.

Düzenli beslenmenin hastalıklardan korunma açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Dülgerler, “Özellikle Anadolu’da ev hanımları düzenli beslenmenin önemini yeni yeni kavramaya başladı.” dedi.

Öğünlerin atlanmamasını ve ara öğünlerin hafif besinlerle yapılmasını öneren Dülgerler, “Günde 3 ana öğün, 3 ara öğün yapılabilir. 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. Bunların yanında su içmek de yağların yakımı için vazgeçilmezdir. Bunun için günde ez 2 litre su tüketilmelidir.” diye konuştu.

Diyet yapanların sabırlı olması gerektiğini ifade eden Dülgerler, diyete pazartesi günü başlayanların salı günü sıkılıp diyeti bırakmamaları gerektiğini vurguladı. Dülgerler, şunları kaydetti:

“Özellikle ev hanımlarını altın günlerinde yapılan yemekler konusunda uyarmak istiyorum. Buralarda yapılan kekleri, börekleri, poğaçaları yerken çok dikkat etmeliler. Ne kadar yediklerine özen göstermeliler. Eğer yemek zorunda kalıyorlarsa, akşam yemeğini hafif şeylerle geçirmelerini öneriyorum.”

Diyet yapanların ilaç kullanımının. sadece doktor kontrolünde olması gerektiğini ifade eden Dülgerler, “Diyet kesinlikle doktor kontrolünde yapılmalıdır. Bunun yanında, sağlıklı beslenmek için de evde yapılan yemekleri tüketmek çok önemlidir. Eğer dışarıda yemek zorundaysanız, yemek yediğiniz yerlerin mutfaklarını mutlaka kontrol edin.

Çiğ meyve ve sebze yemekten kaçının. Eğer yemek zorundaysanız mutlaka temizliğine özen gösterin.” uyarısında bulundu. Egzersiz yapmanın da sağlık açısından vazgeçilmez olduğunu dile getiren Dülgerler, bir kişinin günde en az 10 bin adım atması gerektiğini söyledi.

Hangi yaşta olursa olsun genç ve güzel kalmanın sırları

Gençlik gelip geçicidir. Ama genç ve bakımlı kalmak elinizde. Uzmanlar, genç ve güzel bir görünüme sahip olmak için gerekli önerileri sıralamış. Hangi yaşta olursanız olun genç ve güzel görünmek istiyorsanız aşağıdaki önerilere siz de kulak verin.

Kuru saçlara muz
Saçlarınızın çok kuru olduğundan yakınıyor, daha parlak görünmesini mi istiyorsunuz? İşte işe yarayacak bazı öneriler;

- Bir muzu iyice ezin. Bir çay kaşığı bademyağıyla karıştırıp saçınızın diplerinden başlayarak uygulayın. 20 dakika beklettikten sonra durulayın.

- Bir başka öneri ise şöyle; 1 yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı karıştırın çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice yedirin. Saçlarınızı tarayarak bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın.

Salatalık sürün canlanın
Salatalık ile cildinizi canlandırmaya ne dersiniz? A, B ve C vitaminleri ile fosfor, potasyum, demir, magnezyum ve gençlik iksiri olarak tanımlanan selenyum deposu salatalık, her türlü cilt sorununa iyi geliyor. Susuzluğu giderici özelliği ile cildin nem oranını dengeliyor. Canlandırıcı ve yumuşatıcı etkisi nedeniyle kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez besinlerinden biri.

Cildiniz için her gün 1 salatalık yiyin. Ayrıca salatalığın kabuğunu biraz kalın soyup yüzünüze sürün, cildinizde ani canlanma ve yumuşama etkisini hissedeceksiniz.

İyi bir uyku çekin
Cildimiz kendini onararak yenilenmek ve beslenmek için organizmanın derin uyku halini, yani geceyi bekler. Cilt, gece yarısından sonra hormonlar tarafından daha iyi sulanır; kılcal kan dolaşımı da aynı şekilde bu dönemde canlanır. Cildin uygulanan ürünlerden en yoğun olarak yararlandığı saatler ise sabahın dördüdür.

Gecenin cildimize sunduğu en büyük hizmet sakinleşmektir. Yani gün boyunca kendisini güneşe, rüzgâra karşı savunurken, yaptığı strese bağlı ya da mimiklerle ilgili kırışmaların asıl nedeni olan adale kasılmaları gece boyunca sakinleştiğinde ortadan kalkar ve cilt rahatlar.

Kırışıklıklara meyve
Bilim adamları, güneş ışınlarından meydana gelen cilt kırışıklıklarının yiyeceklerle de ilgisi olduğunu açıkladı. Araştırmacılar; sebze, baklagiller, zeytinyağı ve bazı meyvelerin, güneş ışınlarının olumsuz etkisine karşı cildi koruduğunu belirtiyor.

Cildi güneş ışınlarının etkisinden koruyan diğer anti-kanserojen besinler ise balık, erik, elma ve çay. Öte yandan ciltte kırışıklıkların, et, sütlü besinler, şeker, tereyağı ve margarin tüketenlerde daha fazla meydana geldiği gözlendi.

Dudaklar balla parlasın
Bal, içeriğindeki vitamin mineral, antioksidan ve aminoasitlerle değerli bir besin maddesi olmasının yanı sıra, tedavi edici özelliklere sahip. İşte çatlayan dudaklar için tedavi edici bir dudak parlatıcısı:

1 fincan tatlı badem yağını ve yarım fincan balmumunu, mikrodalga fırında balmumu eriyene kadar tutun. 2 kaşık balı ilave edip karıştırın. Soğumaya bırakın. Karışımı kapaklı minik kaplara döküp kullanın.

Kuru cildin ilacı gül
Yağlı cilt kadar kuru cilt de sorun yaratır. Özellikle soğuk aylarda kuru cilt yeteri kadar beslenmezse, çatlaklar ve tahrişlere açık hale gelir. Kuru bir cildiniz olduğundan yakınıyorsanız gülden yararlanabilirsiniz. Gül suyu ve gül yağı kozmetikte de oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Üç damla gül yağını, üç damla lavanta yağı ile karıştırarak cildinize sürün. Cildinizin bir anda gerginlikten kurtulduğunu hissedeceksiniz.

Yağlanmayı önleyecek kalıcı çözümler

Yağlanma vucudun normal bir işlevidir. Bilhassa bel ve karın bölgeleri yağlanmaya müsait bölgelerdir. Bu durum insanda hiç de hoş olmayan bir görüntüye neden olduğundan, yağlanmadan kurtulmanın çözümleri için harcanan paralar her yıl milyarlarca doları bulmaktadır.

İnsülin direncine dikkat

Özellikle insülin direnci gibi diyabet oluşum riski artmış kişilerde sıklıkla gördüğümüz abdominal yağlanmada diyetin içeriğinde özellikle glisemik indeksi düşük diyet uygulanarak bu kişilerde oluşan sürekli açlık hissinin ortadan kaldırılması ile kilo kontrolü sağlanır.

Özellikle insülin direnci ile gelen hastalar “Yedikçe yeme isteğim oluyor, yemek sonrasında hemen canım tatlı bir şeyler çekiyor, sık acıkıyorum, çok sık tatlı yiyorum” gibi gıda alımında sıkıntılarla gelmekteler. Çünkü insülin direncinde aldığımız tüm besinlerin içeriğinde bulunan karbonhidrat olan şeker kandan hücrelere taşınamıyor ve hücreler kendini sürekli aç hissedip beyne açlık sinyali gönderiyor. O açıdan diyet yeterli ve dengeli öğünlerle sık aralıklı ve kan şekerini hızlı düşürüp kişiyi hemen acıktırmayacak şekilde planlanmaktadır.

Özellikle glisemik indeksi düşük bu diyetlerde pizza, burger gibi fast food yiyecekler, beyaz pirinç, makarna, gözleme, börek, reçel, bal, tatlılar, meyvelerden muz- incir- kavun- üzüm gibi daha birçok besinde kısıtlama yoluna gidilmektedir. Çünkü bel çevresini artıran besinler genelde glisemik indeksi yüksek gıdalardır.

Geçici çözümler uygulamayın

Doğru zannettiğiniz en büyük yanlış yağlanmanın sadece bel çevresinde biriktiğini düşünmeniz.

Karın çevresinde oluşan yağlardan lipoliz, mezoterapi ve liposuction benzeri yöntemlerle ancak geçici olarak çözüm bulabilirsiniz. Bu konunun uzmanları da bel çevresi yağlanması yüksek olan kişilerde öncelikle fazla kiloların verilmesini vurgulamaktadırlar.

Yapılan yağ analizlerinde kişilerde abdominal yağlanma dışında bacak, kalça, gövde ve kollarda da yağ yüzdelerinin beldeki kadar yüksek hatta bazen beldekine oranla daha yüksek yağ yüzdelerine sahip olduğu görülmektedir. Yani kişi kilo alımı sırasında sadece karından yağ almış olduğunu görünüşünde hissetse bile ölçümler diğer bölgelerde de yağın kasa oranla olması gerekenden daha yüksek olduğu görülmektedir.

Bu sebeple bu kişilerde genel yağlanmayı düşürecek şekilde diyet yapılarak vücudun tüm bölgelerinde yağ kaybı hedeflenecek şekilde kilo verimi sağlanır.

Unutmayın her gıdanın fazlası vücutta depolanmayı tercih edecektir. Meyvenin fazla tüketimi de bel çevresini artırabilir. Yeterli miktarda tüketmek en önemlisi!

Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları

Sonbahar mevsiminin gelmesi ile birlikte hastalıklar da başladı. Bünyesini yeterince mevsimsel değişikliklere hazırlayamayanlar, nezle ve grip gibi hastalıklara yakalanmaya başladı bile. Uzmanlar bağışıklık sistemini güçlü tutmanın yollarını anlatıyor.

Sigara ve alkolden uzak durup meyve sebze ağırlıklı beslemek gerektiğini söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Özgür Mollaoğlu, kış hastalıklarından korunmak için dikkat edilmesi gerekenler noktalar hakkında şunları söyledi:

“Bağışıklık sistemi, bizi hastalıklara neden olan mikroorganizmalara karşı koruyarak ve onlarla savaşarak önemli bir görev yapmaktadır. Fakat bazen bu savaşta başarısız olmakta ve mikropların hastalıklara yol açmasına olanak vermektedir. Daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için ilk adım, sağlıklı yaşam stratejilerinin uygulanmasıdır. Sigara ile diğer tütün ürünlerinden ve alkolden uzak durmak, sebze, meyve ve kepekli tahılların bol olduğu doymuş yağların ise az kullanıldığı bir beslenme şekli uygulamak, düzenli egzersiz yapmak, uygun kiloda olmak, yeterli süre uyumak (7-9 saat), kan basıncını takip etmek, enfeksiyonlardan korunmak için hijyenik kurallara uymak ve düzenli sağlık kontrollerinden geçmek önemlidir.”

VİTAMİNİN DE FAZLASI ZARAR

Yeterli sebze ve meyve yemeyip, daha çok beyaz ekmek tercih edenlerin vitamin ve mineral desteği alabileceğini belirten Dr. Mollaoğlu, vitaminlerin de fazlasının zararlı olduğuna dikkat çekerek, önerilerini şöyle sıralıyor:

“Selenyum, A,C,E vitaminleri, bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen vitamin D, B vitaminlerini içeren multivitaminler kullanılabilir. Yüksek dozlarda vitamin kullanımının yaradan çok zarar vereceği unutulmamalıdır. Üzerinde tartışmalar yapılsa da; bol C vitamini tüketiminin gripten koruduğu bilinmektedir. Kış aylarında daha fazla C vitamini tüketmek için limon, portakal, greyfurt gibi turunçgillerle beraber; kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve roka da bol tüketilmelidir.

Çünkü bu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan C vitamini miktarı portakal, mandalina ve limonda bulunan C vitamini miktarından daha fazladır. Son zamanlarda vitamin D eksikliği olan kişilerde kış hastalıklarının daha çok görüldüğünü gösteren pek çok araştırma yapılmıştır. D vitamini seviyesini yükseltmenin en kolay yolu güneşlenmektir. Bu mümkün olmuyorsa D vitamini takviyesi alınabilir. Bu vitamin en çok balık, süt ve yumurtada bulunmaktadır; ancak günlük ihtiyacı besinlerle karşılamak mümkün değildir.”

BİTKİSEL ÜRÜNLERİN OLUMLU KATKISI OLABİLİR

Bitkisel ürünlerin bağışıklık sisteminin üzerindeki etkilerinin kişiden kişiye değiştiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özgür Mollaoğlu, “Raflarda gördüğümüz bitkisel (Herbal) birçok ürün, bağışıklık sistemini güçlendirdiği söylenerek satılmaktadır. Bu maddelerin bağışıklığı artırıcı etkileri kanıtlanmamış olmasına rağmen; bireysel farklılıkların olduğu gerçeğinden hareketle bazılarının olumlu etkileri görülmüştür.

Yeşil çay, sarımsak, probiyotik yoğurtlar, kefir, içerdiği protein ve yararlı mikroorganizmalar sayesinde bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Bunların dışında kış aylarında en sık görülen grip salgınlarından korunmanın diğer bir yolu da aşılanmaktır. Özellikle 65 yaş üzeri kişilerin bağışıklık sistemi gençlere göre daha zayıf olduğundan aşılanmaları uygun olacaktır. Aşının yaşlılardaki koruyuculuğunun gençlerdeki kadar yüksek olmadığını da belirtmek gerekir. Bundan dolayı yaşlı insanlar aşı olmalarına rağmen hastalık belirtileri oluşursa mutlaka hekime başvurmalıdırlar” ifadesini kullanıyor.

(ntvmsnbc)

Susuzluk iksiri ile Ramazanda susamaya SON!

Ramazanda oruç tutarken çok fazla susamanın önüne geçmek ve daha az susamak için Susuzluk iksirini kullanabilirsiniz. Mucizevi susuzluk iksiri ile kısa süreli değil çok çok uzun süreli su isteğinizi düşürebilir aynı zamanda sağlamış olduğu bazı yan etkiler ile kilo verip zayıflayabilirsiniz.

ramazanda zayıflama yöntemi

Susuzluk İksirinin Tarifi


Susuzluk iksiri nedir?
Diyetisyen Dr. Yasemin Bradley’in özel tarifi Ramazanda kilo olmanın da önüne geciyor. Bradley mineral zengini sular ve birde kendi tarifini önerdi.

Aşırı sıcaklarda nasıl beslenmelisiniz(Cevabı içerde)

Yaz sıcaklarından korunmak, güneşin ve aşırı sıcağın etkinlerinden kaçınmak sadece güneş kremleri, gölgeliklerle olmuyor.. Aşırı sıcaklara ve güneşe maruz kalan kişilerin beslenme konularına da önem vermesi gereklidir. Hatta iş öyle bir boyuttaki Sağlık Bakanlığı Aşırı sıcaklarda nasıl beslenilmesini anltan, tarif eden bir bildiri yayınlarak, Sıcaklardan korunmak isteyen kişiler için ipuçları verdi..

doğru beslenme nasıl beslenilmeli

artan hava sıcaklıklarında nasıl besleneceğiz

Sağlık Bakanlığı, artan sıcakların bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getireceğine dikkat çekerek, sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Sağlık Bakanlığı
tarafından hazırlanan bilgi notunda, hızla artan hava sıcaklıklarının bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğine dikkat çekildi.

Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı, metabolizma bu yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı kaydedilen açıklamada, “Kalp debisinde düşme, doku ve organlarda oksijenlenmede azalma, kalp atım sayısı ve kan basıncındaki artış nedeniyle yaz aylarında özellikle yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve koroner kalp hastalıklarında artış gözlenmektedir. Ayrıca sıcaklıkların etkisiyle artan terle birlikte su ve mineral kaybı sonucu, bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri de görülebilmektedir. Yaz aylarında özellikle bebek ve çocuklarda ishal görülme sıklığı artmaktadır.” denildi.

Sıcak havalarda besinlerin bozulma riskinin arttığı, besin kaynaklı zehirlenmelerin sık görüldüğü belirtildi. Açıklamada, “Özellikle sıcaklığın yüksek olduğu tatil bölgelerinde besinlerin bozulma riski daha yüksektir. Yaz sıcaklığından en çok etkilenenler çocuklar, yaşlılar, hamileler, kalp ve şeker hastalığı olan bireylerdir. Yaz aylarında sıklıkla görülen sağlık problemlerinin azaltılmasında sağlıklı beslenme ve bu konuda toplumun bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. ” ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın, aşırı sıcak olan yaz aylarına yönelik sağlıklı beslenme önerileri şöyle:

  1. -Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Yaz aylarında yapılacak kahvaltıda az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzeler bulunmalı, kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çaylar tercih edilmelidir.
  2. -Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemeklerde bitkisel sıvı yağların kullanımı, yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır.
  3. -Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması önemlidir. Ayrıca aşırı sıcak yaz günlerinde mevsimine uygun taze sebze ve meyveler en iyi seçenektir. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi gerekir.
  4. -Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinlerin tercih edilmemesi, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.
  5. -Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, dondurma gibi tatlılar tercih edilmelidir.
  6. -Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için yeterli sıvı alımı önemlidir. Sıvı alımı, vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılmasında, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında ve metabolizma dengesinin sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, yaz aylarında her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) güvenli su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.
  7. -Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulan potansiyel riskli besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir. Tatil mekânlarında tüketilen besinlere özellikle dikkat edilmeli, iyi pişmiş yemekler tercih edilmeli, az pişmiş veya çiğ etli besin tüketmekten kaçınılmalıdır. Kolay bozulabilen tavuk, balık yemekleri, soslu besinler ve krema içeren tatlıların güvenilir restoranlarda tüketilmesine özen gösterilmelidir.
  8. -Tatil mekânlarında özellikle açık büfe şeklinde sunulan menülerde aşırı yemek yemekten kaçınılmalı, açık büfeden yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak şekilde besinler seçilmelidir. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerden uzak durulmalıdır.
  9. -Sıcak yaz aylarında özellikle virüslerden kaynaklanan bebek ve çocuklarda yaygın olarak görülen ishallerin önlenmesinde el temizliği ile sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkamak çok önemli olup, ishali olanlar en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Kemik erimesine neden olan İlaçlar (osteoporoz)

Halk arasında Kemik erimesi olarak bilinen tıbbi karşılığı osteoporoz olan ciddi hastalığı tetikleyici bazı ilaçların olduğu araştırmalar sonucunda ortaya çıktı. Kemik erimesi hastalığına yakalanmamak için bu ilaçlardan uzak durmanız gerekmektedir.
Tedavi amaçlıkullanılan bu ilaçlaraynı zamanda sizde osteoporoza neden olabilir, kemik erimesine yakalanabilirsiniz.

osteoporoz

kemik erimesi

Uzmanlardan, bazı ilaçların ve günümüzde sık görülen kimi hastalıkların kemik yapımını engellediği, yıkımı artırdığı ve bunun sonucunda osteoporoza (kemik erimesi) neden olduğu, toplumun bu hastalıklar ve ilaçlar konusunda bilgilendirilmesi gerektiği uyarısı geldi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinen “Osteoporoz”un, kemik kitlesindeki azalmaya bağlı olarak ortaya çıktığını ve kırıklara neden olduğunu bildirdi.
Türk Geriatri Derneği Başkanı ve Türkiye Osteoporoz Derneği 2. Başkanı da olan Kutsal, osteoporozun, sistemik bir iskelet hastalığı olduğunu vurgulayarak, yetişkinlerdeki kemik kitlesinin; iskelet gelişimi sırasında varılan en yüksek ve fazla kemik miktarına, yani kişinin “doruk kemik kitlesi”ne ve yaşamın daha sonraki dönemlerinde meydana gelen “kemik kaybı”nın ya da “kemik yıkımı” derecesine bağlı olduğuna işaret etti.
Bazı hastalıklar ve ilaçlarla ilgili osteoporoz riski uyarısında bulunan Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, “’Osteoporozun en önemli komplikasyonları kemik kırıkları, ağrı ve kişinin yaşam kalitesinin bozulmasıdır. Günümüzde sık rastlanan bazı hastalıklar ve sık kullanılan bazı ilaçlar kemik yapımını engellemekte, kemik yıkımını artırmakta ve osteoporoza neden olmaktadır” diye konuştu.
Kutsal, osteoporoza neden olan hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:
-“Seks hormonlarının az salgılanması ile ilgili sorunlar: Turner sendromu (X kromozomunun tamamen veya kısmen eksik olması), Anoreksia nervosa (özellikle genç kadınlarda görülen yemek yememek, çok az uyuma, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bozukluk), Panhipopituitarizm (Ön hipofizin, hormon yapıcı etkinliklerinin yetersiz olmasıyla ortaya çıkan hastalık)
-Endokrin ve metabolik hastalıklar: Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması), Primer hiperparatiroidi (Paratiroid bezinin fazla çalışması), Diabetes mellitus (Şeker hastalığı).
-Kan (Hematolojik) hastalıkları: Multipl miyelom, Lenfoproliferatif hastalıklar, Sistemik mastositoz.
-Genetik hastalıklar: Marfan sendromu (Bağ doku hastalığı), Homosistinüri (Homosistin adı verilen aminoasidin idrara çıkarılması. Büyüme anomalileriyle zeka gelişiminin yavaşlamasına neden olur ve hasta çoğu zaman daha küçük bir çocukken kaybedilir), Ehler-Danlos Sendromu (Cilt, eklem ve kan damarı duvarları başta olmak üzere bağ dokularını etkileyen genetik bir rahatsızlık), Glikojen Depo hastalığı (Metabolizmayı etkileyen kalıtsal bir hastalık), Hipofosfatemi (Kanda fosfatların anormal olarak düşük bulunması), Osteogenezis imperfekta (Gevrek Kemik Hastalığı da denilen genetik bir protein eksikliğinin kırılgan kemiklere neden olması).
-Fazla alkol kullanımı.
-Diğer nedenler: Uzun süre hareketsiz kalmak, inflamatuvar (iltihabi) bağırsak hastalıkları, bağırsaklarda emilim bozukluklarına neden olan hastalıklar, böbrek ve karaciğer hastalıkları, inflamatuar romatizmal hastalıklar, mide ameliyatı ve organ nakli olmak, akciğerlerde kronik tıkayıcı hava yolu hastalığı, beslenme bozuklukları ve yetersiz beslenme, radyasyon tedavisi.”

BU İLAÇLARA DİKKAT

Bazı ilaçların da kemik erimesine yol açtığını belirten Kutsal, kortizon (glukokortikoidler), kan sulandıran ilaçlar (antikoagülanlar), sara (epilepsi) ilaçları (antikonvülzanlar), kanser ilaçları (kemoterapi/immünosüpresifler), guatr ilaçları (tiroid ekstreleri), mide ilaçları (proton pompa inhibitörleri ve alimunyum içeren antasitler) ve psikiyatri ilaçlarının (lityum, antidepresan olarak kullanılan selektif serotonin geri alım inhibitörleri) bu hastalığa yol açabileceğini bildirdi.
Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, bu hastalık ve ilaçlarla ilgili bilinçlendirmenin önemine işaret ederek, şu önerileri dile getirdi:

  1. “-Toplum osteoporoza neden olabilecek hastalıklar ve ilaçlar konusunda bilgilendirilmeli.
  2. -Osteoporoz hastalarında muayenelerde, klinik ve laboratuvar incelemelerde kemik kaybına ve kırığa yol açabilecek hastalık ve ilaçlar gibi tüm faktörlerin ortaya çıkarılmasına yoğunlaşılmalıdır. Çünkü, osteoporoza başka bir hastalık ya da uzun süre kullanılan bir ilaç neden olabilir.
  3. -Bu durum belirlenmeli ve tedavi edilmelidir. İlaç tedavisine başlamadan önce yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı sağlanmalıdır. Yaşam boyu düzenli egzersiz, hormon eksikliği varsa bunu tanısı ve etkin tedavisi, alkol alımının azaltılması, sigara tüketiminin önlenmesi dikkat edilmesi gereken başlıca hususlardır.
  4. -Günümüzde osteoporozun tedavisine yönelik olarak geliştirilmiş ilaçlardan hastaya en uygun olanı seçilmeli ve düzenli olarak kontrolleri yapılarak tedavisi takip edilmelidir.
  5. -Kemik yoğunluğunun artırılması ve sağlıklı kemikler için puberte (ergenlik çağı değişimleri) öncesi dönemde egzersiz, kalsiyumdan ve D vitamininden zengin diyet, ideal vücut ağırlığının sağlanması, sigara kullanımından kaçınılması gerekir.
  6. -Yetişkin dönemde bilinçli egzersiz kemik kaybını yavaşlatabilmektedir.
  7. -İleri yaşlarda düşmelerin şiddeti ve sıklığı kişinin hareketliliğinin, esnekliğinin ve hareket hızının korunması ile azaltılabilmektedir.”

İleri yaştakilerin, kemik mineral yoğunluğu düşük olanların, ailesinde osteoporotik kırık olanların, daha önce basit düşmeler ile kırık geçirmiş olanların, vücut ağırlığı normalin altında bulunanların, 3 aydan uzun süreden beri kortizon ilacı kullananların, yoğun sigara ve alkol tüketenlerin tedavi açısından öncelikli gruplar olduğunu vurgulayan Kutsal, gelişebilecek sakatlıkların önlenmesi için izlenecek yol ile ilgili de şu bilgileri aktardı:

  1. “-Hastanın ve ailesi bilgilendirilmeli ve eğitilmeli,
  2. -Düşmelerin önlenmesi için yaşanılan ev buna göre uyarlanmalı,
  3. -Düşme için risk faktörleri (bireysel ve çevresel) azaltılmalı,
  4. -Yardımcı cihaz ve günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştıracak araçlar temin edilmeli,
  5. -Bilinçli beslenme alışkanlığı edinilmeli.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, osteoporoz geliştikten sonra tedavisi oldukça zahmetli ve pahalı bur hastalık olduğu için koruyucu önlemler açısından toplumun ve kişilerin bilinçlendirilmesinin en akılcı yaklaşım olduğunu sözlerine ekledi.

Enerji verici Besinler ile Yorgunluğa, Halsizliğe son!

Kendinizi tüm gün boyunca yorgun, halsiz hissediyor ve bu yüzden günlük yaşantınızda aksamalar yaşıyorsanız enerji verici besinleri, enerji verici bitki ve karışımları kullanmanızı öneriyoruz. Eğer birhastalığa sahip olmadığınız halde enerji düşüklüğü, yorgunluk ve halsizlik şikayetleriniz var ise ilaç kullanmanızı kesinlikle önermiyoruz, Çünkü ilaçlar sizde sadece bağımlılık yapar, bünyeniz bir süre sonra ilaçlara bağışıklık kazanırsa gerçekten enerji hastalığı çektiğinizde kullanacağınız ilaçların hiçbir etkisi olmaz.

 enerji verici besinler

halsizlik ve yorgunluk

İşte enerji verici Besinleri kadinyasam.gen.tr sitemiz üyeleri için hazırladık.

“Her gün uyuklamamı durdurmak için diyetime ekleyebileceğim herhangi bir şey var mı? Her zaman kendimi tükenmiş hissediyorum. İyi yiyorum, her gün egzersiz yapıyorum” diyorsanız doğru bir beslenme ile daha enerjik olabilirsiniz.
Düzenli bir diyet elbette iyi bir enerji düzeyi için katkıda bulunur ama probleme bir de yaşamının her alanını göz önünde bulundurarak yaklaşmalısınız. Yorgunluğun sebebi tiroid gibi hormon düzeyinden, fazla stresten dolayı duygusal, gece düzenli uyku saatleri gibi hayat tarzınızdan dolayı olabilir. Bundan dolayı, diyetle alakalı düzenleme yaparken aşağıdakileri de göz önünde bulundurmakta fayda var.

Kısa süre enerji veren gıdalar

Kurabiyeler, fırın yemekleri, çikolata ve şekerler, soda ve meyve suları..

Basitçe şekerle doldurulmuş bu gıdalar enerjinizi kısa süreliğine yükseltse de, insülin seviyenizi yükselteceği için enerjiniz kısa süre sonra biter.

Kafein

Her ne kadar bazıları için kısa sürede sonuç veren bir gıda olsa da yan etkileri de olabilir. Eğer kafein bağımlısı olduysanız, bu alışkanlığınızdan yavaş yavaş kurtulun. Böylece doğal enerjiye kavuşabilirsiniz.

Uyuşukluğa Sebep Olan Gıdalar
Karbonhidratlar

Karbonhidratlar beyninizdeki serotonin düzeyini değiştirerek sakinlik ve rahatlama hissi verirler. Bu uyku öncesi çok iyi gelse de gün ortasında o kadar da istenmez.

Öğle yemeğinde saf protein almak uyku isteğinizi alt etmede faydalı bir yol olabilir. Çünkü Proteinler sindirim esnasında amino asitlere yakılırlar. Bu esnada bir amino asit olan tirozin fiziksel veya zihinsel stres esnasında üretilen kimyasallara benzeyen enerji ve dikkat seviyesini yükselten kimyasallar üretir. Karbonhidratlar bu etkiyi azaltacağından maksimum etki için sadece protein alın.

Neleri yemeli?

Öğle yemeğinde saf protein almak uyku isteğinizi alt etmede faydalı bir yol olabilir. Çünkü Proteinler sindirim esnasında amino asitlere yakılırlar. Bu esnada bir amino asit olan tirozin fiziksel veya zihinsel stres esnasında üretilen kimyasallara benzeyen enerji ve dikkat seviyesini yükselten kimyasallar üretir. Karbonhidratlar bu etkiyi azaltacağından maksimum etki için sadece protein alın.

Izgarada balık ve sebze, kereviz çubuklarına sarılmış dilimlenmiş tavuk göğsü, çok kaynatılmış bir yumurta ve tonbalığı salatası, asıl öğün geçtikten sonra da gün boyunca karbonhidratlar alabilirsiniz.

Enerji için ne yapmalısınız?

Yeterince demir alın

Birçok kadın sürekli enerji ihtiyacı hisseder çünkü diyetlerinde demir eksiktir. Hala üretken döneminizdeyseniz ve düzenli regl oluyorsanız, her ay demir kaybedersiniz. Bunu diyetinizle veya diğer ek ürünlerle tamamlamazsanız demir eksikliğinden kaynaklanan anemi veya kronik yorgunluk gibi rahatsızlıklarınız olur. Şu anda eğer demir eksikliğini giderici bir gıda almıyorsanız, almalısınız.

Bitkilerden enerji alın
Bilimsel olarak ispatlanmamış olsa da enerji verici etkileri göklere çıkarılmış olan en önemli bitkiler jinseng ve ginko bilobadır. Belki de bunlardan yapılmış bir çay işe yarayabilir.

Doğal olanı tercih edin

Doğal, minimum işlenmiş tüm gıdalar sadece sağlıklı yaşam için değil aynı zamanda enerji düzeyinizi maksimuma çıkarmak için de önemlidir. Gıda pir amitindeki her düzeydeki ihtiyacınızı karşılayan dengeli bir beslenme düzeniniz olmasına dikkat edin.

Egzersiz

Enerjinizi öğle sonunda zirvede tutmak ve metabolizmanızı çalıştırmak için öğle tatilinde egzersiz yapmak genelde işe yarar. Programınızı öğle tatilinde egzersiz yapmaya uygun hale getirirseniz işinize yarayabilir.

Şekerleme yapın

Öğlen uykusu isteği doğal bioritim alışkanlıkların sonucu olabilir ve genellikle einizdeyse bunu yapmanız en doğrusudur. Bir iki saat onunla savaşmak yerine 15-20 dakikalık uyku ve sonrasında yenilenmiş olarak devam etmek daha doğrudur. Öğle uykuları her geçen gün daha popüler olmakta, hatta bazı işyerlerinde uyumak için odalar hazırlanmakta ve çalışanların kısa bir uykudan sonra daha etkili ve verimli çalışacakları kabul edilmektedir.